FARKINDA OL
15464
post-template-default,single,single-post,postid-15464,single-format-standard,bridge-core-3.0.9,qode-page-transition-enabled,ajax_fade,page_not_loaded,,vertical_menu_enabled,qode_grid_1300,qode-theme-ver-29.7,qode-theme-bridge,disabled_footer_top,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.13.0,vc_responsive

FARKINDA OL

Gülşen Eray - Farkında Ol

FARKINDA OL

Bana Olmaz Deme

Farkında Ol Farkındalık Yarat

2-3 nesil öncesine kadar dönüp baktığımda ailemde kimsede meme kanseri öyküsü yoktu. Aklımın ucundan bile geçmezdi bir gün kanser olur muyum düşüncesi.

Doğru bildiğim yanlış X Aile öyküsünde kanser hastalığı olmayanlar kanser olmazlar. X Yanlış olduğunu kendimde deneyimledikten sonra anladım. 2019 yılında her iki göğsüme de konulan c 50 meme maling tanısı ile başladı yolculuğum ve en büyük şansım kendime aldığım 40 yaş check-up paketi ve içine binbir ısrarla eklettiğim 40 yaş mamografisi çekimidir. Bu tetkiklerle yapılan erken teşhis bana ikinci yaşam şansımı sundu.

Sıra sende. Bana olmaz deme. Farkında Ol Farkındalık Yarat.

Meme kanseri erken teşhis edildiğinde yüzde 100 oranında tedavi edilebiliyor. Ancak bunun için kadınların “Bende olmaz” demeyi bir kenara bırakarak kontrollerini yaptırması gerekiyor. Meme kanseri hastalarına eski alışkanlıklarını geride bıraktığı yeni bir yaşam da gerekiyor.

Prof. Dr. Vahit ÖZMEN tarafından hazırlanan Meme Kanseri Korunma, Tarama, Tanı, Tedavi ve İzlem Klinik Rehberine göre;[1]

Meme kanseri, dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen ve en sık ölüm nedeni olan kanserdir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bağlı IARC’in (International Agency on Cancer for Research) 2018 yılı verilerine göre tüm dünyada yeni tanı konulan meme kanserli hasta sayısı 2.000.088 olup, en sık görülen kanser olan akciğer kanseri ile arasındaki fark sadece 5.000 kadardır. Türkiye’de meme kanseri sıklığı ise 50/100.000’in üzerinde olup, 2018 yılında yeni tanı konulan hasta sayısı 22.500 olarak hesaplanmıştır.

Türkiye’de meme kanseri sıklığı, 1994 yılında yayınlanan bir çalışmada, 24/100.000 olarak belirlenmiştir. Geçen 25 yıllık sürede meme kanseri sıklığında yaklaşık 2.5 kat artış görülmektedir. Bu artışın nedenleri olarak:

1) Yaşam tarzının değişmesi [obezite, hareketsizlik, doğurmama, geç doğum (>35 yaş), kısa süren laktasyon, erken menarş, geç menopoz, uzun süre doğum kontrol hapı ve menopoz tedavisi uy- gulanması vb.],

2) Nüfusun yaşlanması,

3) Farkındalığın (medyadan uyarılar, meme ve menopoz polikli- niklerinde meme kanseri için bilgilendirme ve tarama mamografisi için sevkler, kadınların bilgi ve eğitim düzeyinin artması vb.), düzensiz olarak çekilen mamografi sayısının artması ve

4) Nüfusun artması olarak sıralanabilir.

Ülkemizde meme kanserinin sıklığında görülen bu hızlı artış, korunma, tarama ve erken tanı için ciddi bir çalışma yapılmasını gerektirmektedir.

Türkiye’de meme kanseri sıklığı artmasına rağmen, hastaların çoğunda tanı ileri evrede konulmaktadır. 20.000 hastayı içeren bir çalışmada (2019), meme kanseri tanısı konulan hastaların patolojik evre oranlarına bakıldığında; Evre 0 (Duktal karsinoma in situ) %4,7, Evre I %28,5, Evre II %48,3, Evre III %14,5 ve Evre IV %4 oranındadır. Gelişmiş ülkelerde Evre 0 ve Evre I meme kanseri oranları sırası ile %20 -25 ve %50-60 kadardır. Bu sonuçlar ile karşılaştırıldığında ülkemizde meme kanseri tanısının çok geç konulduğunu görmekteyiz. 10 yıl süren “Bahçeşehir Organize Toplum Tabanli Mamografi Tarama Proje”sinde meme kanseri tanısı konulan 130 hastanın %13.5’inde Evre 0, %57.9’unda ise Evre I meme kanseri saptanmıştır. Bu sonuçlar, Bahçeşehir Tarama Proje’sinde olduğu gibi, evden davet edilerek yapılan toplum tabanlı taramanın erken tanıyı sağlamada ne kadar etkin olduğunu göstermektedir.

Yukarıda açıklanan sonuçlar, ülkemizde meme kanserinden korunma, tarama, erken tanı ve etkin tedavi için hedef toplumun eğitiminin ve farkındalığının önemli olduğunu, sağlık sisteminin eğitim, farkındalık, korunma, tarama, tanı ve tedavi için mevcut uygulamalarını ulusal düzeyde yaygınlaştırılması, bu alanda yetişmiş sağlık çalışanı sayısının arttırılması vurgulanabilir.

Meme Kanseri Korunma, Tarama, Tanı, Tedavi ve İzlem Klinik Rehberine göre Rehberin Amaçları;

Birincil Amaçlar:

  1. Türkiye’de meme kanserinden korunma, tarama, erken tanı, tedavi ve izlem için güncel bilgileri içeren bir rehber hazırlamak,
  2. Hazırlanan bu rehber sayesinde KETEM, aile hekimliği, devlet hastaneleri ve tıp fakültelerinde çalısan meme kanseri ile ilgili doktor ve sağlık çalışanlarının meme kanserinin tarama, tanı, tedavi ve izlemi ile ilgili standart bilgi düzeyine ulaşmalarını sağlamak,
  3. Sağlık sisteminin Türkiye’de meme kanserinden korunma, tarama, tanı, tedavi ve takip edilmesi için benimsediği koşulları uygulayıcıları ile paylaşmak,

İkincil Amaçlar:

  1. Meme kanseri ile ilgili olarak görev yapan doktor ve diğer sağlık çalısanlarının bu rehberden elde ettigi bilgileri hedef kitle ile paylaşarak onların meme kanseri konusunda bilgi düzeylerini ve farkındalığını artırmak, kadınların tarama programlarına düzenli olarak katılımlarını sağlamak,
  2. Tarama programlarına katılan hedef toplumda erken tanı sağlamak,
  3. Erken tanı konulan hastalara modern ve etkin bir tedavinin uygulanmasını sağlamak,
  4. Daha fazla hastada meme koruyucu cerrahi, daha az sayıda hastada sistemik tedavi uygulamak,
  5. Meme kanseri tanısı konulan kadınların yaşam süresini uzatmak,
  6. Uzun dönemde tüm kadınlarımız için meme kanserinden korunma, erken tanı, düşük morbidite ve mortalite sağlamak,
  7. Meme kanserinde erken tanı ve etkin tedavi ile maliyeti azaltarak ülke ekonomisine katkı sağlamak olarak sıralanabilir.

Multidisipliner Çalışmanın Gerekliliği

Halsted’in meme kanseri “Lokal ve bölgesel bir hastalıktır” hipotezi, yaklaşık bir asır (1870–1970) etkin- liğini korumuş ve radikal mastektomi (RM) meme kanserinin tek tedavisi olarak kabul edilmiştir. Böylece sadece genel cerrahi uzmanları meme kanserinin tedavisinden sorumlu olmuştur. WS Halsted, RM sonrası 5 yıllık lokal nüks oranını %6’ya düşürmesine rağmen, bu cerrahi girişimin sağkalıma fazla bir katkısı olmamıştır. Bernard Fisher’in uzun süren deneysel ve klinik çalışmaları sonucu 1970’li yıl- larda meme kanserinin daha baslangıç döneminde bile sistemik olarak yayılabildiği gösterilmiştir. Bu nedenle meme kanserinde “Sistemik hastalık” hipotezi kabul edilmiş ve tedaviye Gianni Bonadonna tarafından kombine sistemik tedavi (KST) eklenerek hastaların yaşam süreleri uzatılmıştır. Fisher’in yönettiği NSABP-B04 ve NSABP-B06 çalışmalarında, basit mastektomi ve meme koruyucu cerrahi ile RM karşılaştırılmış ve bu ameliyatlardan sonra elde edilen genel sağkalım oranları eşit bulunmuştur. Ayrıca Umberto Veronesi’nin Milan çalışması da kadrantektomi + aksiller lenf disseksiyonunu RM ile karşılaştırmış ve her iki ameliyatın lokal nüks ve sağkalım açısından birbirine benzer sonuçlar ortaya koyduğu görülmüştür. Bu sayede erken evre meme kanseri (Evre I, II) tanısı konulan hastalarda meme korunabilmiş, ancak lokal kontrol için tedaviye mutlaka radyoterapi eklenmiştir. Ayrıca tüm hastalara kemoterapi ve endokrin tedavi verilmiştir. Daha sonra sadece östrojen reseptörü pozitif olan hastalar endokrin tedavi almaya başlamışlardır. Sonuç olarak meme kanserinin tedavisinde cerrahlar tedavi için medikal onkolog ve radyasyon onkologları ile birlikte çalışmaya başlamışlardır.

Bu yüzyılın başında Peru ve Sorlie’nin yaptığı çalışmalarla meme kanserinin heterojen bir hastalık oldu- ğu, her hastada tümörün farklı moleküler yapıya sahip olabileceği ortaya konulmuştur. Bu nedenle kişiye özel tarama, özel tanı ve tedavi kavramı (precision medicine, personalized medicine, individiua- lized medicine) kabul edilmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi meme kanserinde korunma, tarama, tanı ve tedavide farklı disiplinlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle meme merkezinde çalısan uzmanların kendi alanları dışında da diğer disip- linler ve uygulamalar konusunda asgari bilgi düzeyine sahip olmaları ve haftalık tümör konseylerinde bir araya gelerek tanı konulan hastaların tedavilerini tartışmaları gereklidir. Meme kanserinden korunma, tarama, erken tanı, herediter kanserin belirlenmesi, tümörün patolojisi, moleküler ve genetik profili, başarılı bir tedavi ile sağlıklı ve kansersiz yaşam, beden bütünlüğünün sağlanması, tedaviye bağlı kompli- kasyonların azalması, yaşam kalitesinin artırılması en önemli hedefler olmalıdır.

Meme kanserinin tanı ve tedavisinde birlikte çalışması gereken uzmanlık alanları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Genel Cerrahi Uzmanları

Ülkemizde meme kanserinin tanısı ve tedavisi konusunda yeterli eğitim aldıkları için meme kanserinin taramasından tedavi ve takibine kadar tüm basamaklarında görev almaktadırlar. Meme polikliniklerine gelen kadınların muayenesi, gerekli radyolojik tetkiklerinin istenmesi, palpe edilen kitlelerde histolojik tanı için kalın iğne biyopsisi yapılması, non-palpabl kitlelerde radyolojik biyopsi istenmesinden sorum- ludurlar. Kanser tanısı koymak için eksizyonel biyopsi yapılmamalıdır. Bu biyopsi daha sonra yapılacak meme koruyucu cerrahi işlemini güçlestirecektir. Meme kanseri tanısı konulan hasta mutlaka multidi- sipliner meme konseyinde sunularak adjuvant tedavi kararı tartışılmalıdır. Genel cerrahi uzmanının bu- lunduğu hastanede tümör konseyi yok ise genel cerrahi uzmanının bu toplantının yapıldığı bir konseyde sunması ve tartışarak tedavi kararının alınması gereklidir.

Radyoloji Uzmanları

Meme kanserinin tarama, tanı ve tedavisinde çok önemli rolleri vardir. Tarama programlarında yüksek risk grubunun, tarama yaşı ve aralığının belirlenmesi, mamografinin ve diğer tanı yöntemlerinin değer- lendirilmesi, ek radyolojik yöntemlerin istenmesi, neo-adjuvan kemoterapi önerilen hastalarda tümör ve lenf nodülü biyopsisi ve bunların işaretlenmesi, gerektiğinde non-palpabl lezyonlara biyopsi yapılması çok önemli sorumluluklarından bazılarıdır. Klinisyen tarafından gönderilen hastaların radyolojik tetkiklerinin yapılması, değerlendirilmesi ve raporlanması gereklidir. Meme kanseri tedavisi alan hastalara periyodik görüntüleme yöntemlerini gerçekleştirirler.

Patoloji Uzmanları

Meme kanserinin tanısında, tedavisinde ve nükslerin belirlenmesinde son derece önemli görevlere sa- hiptirler. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) ve bugün daha çok tercih edilen kalın iğne ve vakum bi- yopsilerinin, intra-operatif olarak cerrahi sınırın ve sentinel lenf bezinin değerlendirilmesi tanı ve tedavi açısından çok önemlidir. Daha sonra parafin kesiti incelemeleri ile tümörün histopatolojik ve moleküler özelliklerini belirten raporlarını oluştururlar.

Tıbbi Onkoloji Uzmanları

Meme kanserli hastaların çoğunda sistemik tedavi önerilmekte ve buna östrojen reseptörü pozitif olan hastalarda endokrin tedavi eklenmektedir. Bu nedenle Tıbbi Onkoloji uzmanları tanı konulan hastaların neo-adjuvan veya adjuvant sistemik tedavilerinin belirlenmesinde ve uygulanmasında görev almaktadırlar.

Radyasyon Onkolojisi Uzmanları

Meme kanseri tanısı konulan ve meme koruyucu cerrahi uygulanan tüm hastalarda radyoterapi standart bir tedavi olarak uygulanmaktadır. Bazı mastektomi yapılan olgularda da radyoterapi gerekmektedir. Ayrıca radyoterapi metastatik meme kanserinde de sıklıkla başvurulan bir lokal tedavi yöntemidir.

Genetik Uzmanları

Meme kanseri tanısı konulan hastaların yaklaşık %5-10’unda mutasyona uğramış patojen gen saptan- maktadır. Bu nedenle genetik uzmanlarının da katılacağı “Genetik Danışma Konseyi” oluşturulmalıdır. Patolojik genleri taşıyıcılık riski yüksek olan hastalara ve kadınlara genetik testler önerilmelidir.

Meme kanserinde hastalığın prognozunu belirlemek ve gereksiz sistemik tedaviyi önlemek için piyasada çok sayıda genetik test bulunmaktadır. Bu testlerin sonucuna göre hastalığın 10 yıl içerisinde sistemik nüks oranı ve sistemik tedaviden ne kadar yarar göreceği hesaplanmaktadır. Ayrıca, kanser tanısı alan hastalarda sıvı (liquid) biyopsi ile kanda dolaşan tümör hücreleri, tümör hücrelerinin RNA ve DNA’larına bakılmakta ve bunların hastalığın tanı ve tedavisindeki yeri araştırılmaktadır.

Nükleer Tıp Uzmanları

Meme kanserinde sentinel lenf bezinin belirlenmesinde radyoizotop ve gama prob da mavi boyaya ek- lenmektedir. Ayrıca nükleer tıp uzmanları meme kanserinin uzak ve loko-rejyonel metastazlarının araş- tırılmasında pozitron emisyon sintigrafisi (PET-BT) ve PET-emar kullanmaktadırlar. PET-CT yapılırken 15-25 milisievert (mSV) radyasyon yayacağından istek yapılırken dikkatli olunmalıdır. Bu yöntemler sadece lokal ileri veya metastatik meme kanseri olduğu düşünülen hastalarda önerilmelidir.

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanları

Meme kanseri hastaları preoperatif dönemden terminal döneme kadar hemen her evrede karşılaşılabilen ağrı, yorgunluk, işlevsellik (günlük yaşam aktiviteleri ve mobilite) ve yaşam kalitesi gibi pek çok farklı konuda fizik tedavi ve rehabilitasyon ekibine ihtiyaç duymaktadır. Meme kanseri tedavisi omuz disfonk- siyonu ve diğer kas-iskelet problemleri, osteoporoz, nöropati, lenfödem gibi yan etkilere neden olabilmektedir. Bu morbiditelerin önlenmesinde, belirlenmesinde ve tedavisinde fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları önemli görevlere sahiptirler.

Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanları

Meme kanserinde erken tanı ve modern tedavilerle yaşam süresinin uzaması, dikkatleri memenin kozmetik görünümüne çevirmiştir. Bunun sonucu olarak meme cerrahisi ekibine bu konu ile yoğun uğraşıları olan plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanları katılmışlardır. Özellikle subkutanöz veya deri koruyucu mastektomi ameliyatları sonrası implant ve ekpsender yerleştirilmesi, mastektomi sonrası kas/deri otojen greftleri ile rekonstrüksüyon yapılmaktadır.

Psikiyatri Uzmanları ve Psikologlar

Meme kanseri tanısı, hastada ve ailesinde ciddi bir şok yaratmaktadır. Bu sırada kronik hastalıklarla ilgilenen (liason psikiyatrisi) psikiyatri uzmanlarının hastayı eşi ve diğer birlikte yaşadıkları ile birlikte değerlendirerek gerektiğinde ilaçla ve psikoterapi ile destek olmaları gerekmektedir.

[1] https://www.vahitozmen.com/t/wp-content/uploads/2020/07/meme-kanseri-rehberi-2020.pdf

 

No Comments

Post A Comment